AnasayfaPortal*GaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 HZ. SEVBÂN (r.anh)

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
taz
Sitenin Onur Üyesi
Sitenin Onur Üyesi
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1497
Yaş : 38
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: HZ. SEVBÂN (r.anh)   Cuma Nis. 18, 2008 10:13 pm

Hz. Sevbân aslen Yemenliydi.
Esîr olarak satılıyordu. Peygamberimiz esâret parasını vererek onu
satın aldı, sonra da serbest bırakarak hürriyetine kavuşturdu. Fakat
Hz. Sevbân, engin şefkat deryâsı olan Resûl-i ekreme bir anda
ısınmıştı. Ondan ayrılmak istemedi. Bunu farkeden Peygamberimiz,
kendisine şu teklîfte bulundu:



- İstersen ailenin yanına dön, onlarla yaşa; istersen bizimle, Ehl-i beytimizin arasında bulun.

Bu, Hz. Sevbân’ın dört gözle beklediği bir teklîfti. Hiç düşünmeden, Kâinâtın efendisiyle beraber kalmayı kabûl etti.

Hz.
Sevbân, böylece Peygamber efendimizin ve ailesinin hizmetinde bulunmak
şerefine erdi. Peygamberimizin husûsî hizmetkârlık vazîfesini de
yürüttü. Akıllı, dirâyetli ve zekî bir insandı. Peygamberimizin her
emrine koşar, her işini görür ve en mükemmel şekilde istediklerini
yerine getirirdi.


Bir gün Müslümanlar Resûlullahın hizmetçisi Sevbân’a bir hadîs-i şerîf nakletmesini ricâ ettiler: Hz. Sevbân dedi ki:

Resûl-i
ekrem efendimiz buyurdular ki: “Bir Müslüman cenâb-ı Hakka bir secde
ederse, cenâb-ı Hak onun makâmını bir derece yükseltir ve günâhlarını
affeder.”


Eshâb-ı Suffa’dan olan Hz.
Sevbân, Resûl-i ekremden sonraki ilim, fazîlet ve fetvâ sahibi kimseler
arasında sayılmaktadır. Geniş bir ders halkası ve talebeleri vardı. Hz.
Sevbân, Resûl-i ekreme, hizmet ve ta’zîmde öyle bir derecede idi ki,
Müslümanlar bunu kelimelerle izâh etmekte âciz kalırlardı.


Resûl-i
ekreme olan bu sevgi ve bağlılığından dolayı defalarca zarar görmüş,
hattâ yaralanmıştı. Nitekim bir gün, bir Yahûdî gelerek, Resûl-i
ekreme, “Esselâmü aleyke yâ Muhammed!” demişti. Orada bulunan Hz.
Sevbân, “Niçin, yâ Resûlallah, demedi” diye Yahûdîyle dövüşmüş ve
yaralanmıştı.


Hz. Sevbân, “Peygamberimizin ismini, yalnız başına söylemeyi günâh kabûl ederim” derdi.

Hz.
Sevbân, Peygamber efendimizin söz ve emirlerini bütün gönlüyle, pür
dikkat dinler ve bunlara titizlikle uyardı. Bir defa Resûl-i ekrem
Sevbân’a;


- Kimseden bir şey isteme ve suâl sorma! diye buyurmuşlardır.

Bundan
sonra, Hz. Sevbân, ömrünün sonuna kadar kimseden bir şey istememiş ve
kimseden bir şey sormamıştır. Hattâ son zamanlarında, atına binmek veya
atından inmek husûsunda kendisine yardım etmek isterler, fakat o
reddederdi.


Hz. Sevbân’ın bildirdiği bir hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(İhlâs sahibi olanlara müjdeler olsun! Bunlar hidâyet kandilleridir. Onların üzerinden bütün karanlık fitneler kalkar.)

Hz. Sevbân buyururdu ki:

Bir Müslümana faydası dokunan veya bir Müslümanın zararını kaldıran yalan hariç, her yalan günâhtır.

Hz.
Sevbân, Resûlullahtan ayrı kalmaya hiçbir zaman dayanamayan bir
Peygamber âşığıydı. Çeşitli hizmetler dolayısıyla ba’zan Resûlullahtan
ayrı kaldığı olurdu. Bir gün perişan bir hâlde Resûl-i ekremin huzuruna
geldi. Rengi uçmuş, vücudu zayıflamış, simâsında hüzün ve keder
belirtileri noktalanmıştı. Onu bu vaziyette gören Peygamberimiz, hâlini
sordu:


- Neyin var, hasta mısın, ey Sevbân?

Hz.
Sevbân derdini şöyle anlattı: - Ne hastalığım, ne de ağrım var. Hiçbir
şeyim yoktur, yâ Resûlallah! Biz huzuruna gelip gittikçe cemâline
bakıyor, yanında oturuyor, sohbetinde bulunuyoruz. Ancak sizi
görmediğim zamanlar muhabbetim artıyor, sana kavuşuncaya kadar kederden
bunalıyorum. Sonra âhıreti hatırlıyorum ve orada sizi görememekten
korkuyorum. Çünkü siz Cennette diğer Peygamberlerle beraber yüksek
makâmlarda bulunacaksınız. Ben ise Cennete girsem bile senin derecenden
aşağı makâmlarda bulunacağımdan dolayı, sizi orada görememekten endişe
ediyorum.


Bunun üzerine Nisâ sûresinin 69-70. âyet-i kerîmeleri nâzil oldu. Bunlarda meâlen buyuruldu ki:

(Allahü
teâlâ ve Peygamberlere itâat edenler, işte bunlar, Allahü teâlânın
kendilerine ni’met verdiği Peygamberlerle, sıddîklarla, şehîdlerle ve
iyi kimselerle beraberdir. Bunlarsa ne güzel birer arkadaştır!


İşte itâatkârlara yapılan bu ihsân Allahü teâlâdandır. Her şeyi bilici olarak Allahü teâlâ kâfidir.)

Bu âyetleri duyan Hz. Sevbân sevincinden uçacak gibi oldu.

Hz. Sevbân, çok sâdık, Peygamberimize candan bağlı, fazîlet yönünden örnek bir Sahâbî idi.

Hz.
Sevbân, Resûl-i ekremin her zaman yanında hazır bulunup, hizmet
edenlerdendi. Bu bakımdan, Peygamber efendimizden pek çok istifâde
etmiş ve ilim bakımından pek yüksek bir dereceye kavuşmuştur. Nitekim
124 veya 127 hadîs rivâyet etmişti. Çok hadîs-i şerîf ezberleyip
neşredenler arasına girmişti.


Hadîsleri
iyi ezberlerdi. Ezberlediği hadîsleri yaymayı farz bilirdi. Halk, hadîs
ilmindeki derecesini bildiklerinden, dâimâ ondan hadîs-i şerîf sorar
öğrenirlerdi. Bildirdiği hadîslerin ba’zılarında buyuruldu ki:


(Bir
zaman gelecek, ümmetimden bir kısmı müşriklere katılacak. Onlar gibi
putlara tapacak. Yalancılar çıkacak. Kendilerini Peygamber sanacaklar.
Hâlbuki, ben Peygamberlerin sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber
gelmiyecektir. Ümmetim arasında, doğru yolda olanlar, her zaman
bulunacaktır. Onlara karşı olanlar, Allahın emri gelinceye kadar,
onlara zarar yapamayacaktır.)


(Biliniz ki en hayırlı ameliniz namazdır. Yalnız kâmil mü’min abdestli durur.) (Kim
Ramazandan sonra altı gün oruç tutarsa, bütün sene oruç tutmuş gibi
olur. Kim bir iyilik yaparsa, ona, bunun on katı verilir.)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.canmuhammed.ile.biz
 
HZ. SEVBÂN (r.anh)
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FORUM ANA SAYFA :: «««««İslam Adına Herşey Burada»»»»» :: Büyük şahsiyetler-
Buraya geçin: