AnasayfaPortal*GaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Şeyh Edebâli

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
taz
Sitenin Onur Üyesi
Sitenin Onur Üyesi
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1497
Yaş : 38
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Şeyh Edebâli   Cuma Nis. 18, 2008 10:14 pm

Şeyh Edebâli

Aşireti devlete taşıyan veli


Osman
Gazi, Ertuğrul’un ocağında doğar. Destânlarla, menkîbelerle büyür.
Babasının silah arkadaşlarını âdeta esir eder. Ayaklarına dolanır,
önlerini keser. Ne eder eder cenk hatıralarını anlattırır onlara.
Akranlarının çelik çomak oynadıkları çağlarda ata biner, yay gerer.
Bıyıklarının terlediği günlerde akınlar düzenler.
Bu coğrafyada
zemin kaypaktır. İmparator ne kadar entrikacı ise, tekfurlar da
dönektirler bir o kadar. Şefkate şiddetle, ihsana ihanetle karşılık
verilen bir iklimde insan kurt olmalıdır. Gün gelir tehlikeyi hisseder,
pusuları koklar.
Osman gazi tam bir muhariptir. Atiktir, tetiktir.
Attığını vurur, vurduğunu devirir. Cengi satır satır okur ve bin türlü
hile bilir. Ama o sadece aşiretini düşünür. Devlet mi dediniz? Yoo
hayır! Henüz hayâli bile yoktur zihninde.
O yıllarda Derviş Gazi
denilen Hakk aşıkları Anadolu’ya sızar. Bunlar genellikle Horasan
asıllıdırlar. Hekimdirler, demircidirler, debbağdırlar. Hasılı sanat
sahibidirler ve işlerini iyi bilirler. Dürüst ve emindirler. Hıristiyan
ahali bunlara “sarıklı” der ve çok güvenirler. Emanetlerini onlara
bırakır, hakemliklerine inanırlar. Öyle ya bu diyarda yalan bilmeyen,
haram yemeyen kaç kişi kalmıştır?

MÜJDE
İşte
bu gönül erlerinden biri de Ebdal Kumral’dır. Manevi ikrâmlarla
donatılmış bir hâl ehlidir. Bir gün Ermeni derbenti denen mevkide Hızır
Aleyhisselâm’la karşılaşır. Hızır Aleyhisselâm Osman Gazi’yi
kastederek. “O yiğidin istikbali çok parlak” der, “Var bul onu ve
müjdeyi ver!”
-Nasıl bir müjde?
-Yakında rüyasını görür.
-Sırrı bileydik, tabirini yapardık.
-Tabir Şeyh Edebâlî’ye yakışır.
Ebdal
Kumral, dergâha koşar. Vardığında sohbet başlamıştır. Bir köşeye
sokulur, diz çöker. Bakın şu işe ki Osman Gazi de oradadır. Genç
mücahid kelimesini kaçırmadan şeyhini dinler.
Edebâlî Hazretleri
“Toprağa bağlanın!” der, “Su kullanın, ağaç dikin, bahçelerinizi elden
geçirin.” (Bunlar şu coğrafyada kalıcı olduklarına dair işaretlerdir)
“Fukaraya sahip çıkın, âlimlere hürmet edin.”
Ve bir sır fısıldar: “Heybetli görünmek isteyen, Kuran okusun!”
Gecenin
ilerliyen saatlerinde Osman Gazi el öper, müsaade ister. Edebâlî
hazretleri gözlerini kısar, geceyi dinler. Sonra nedendir bilinmez
“Sabah ola hayr ola” der, “gelin kalın burada!”
Bu diyarda ona itiraz ne mümkündür. “Başüstüne” der, baş eğerler.
Derhal
döşekler serilir, kandiller çekilir. Avludaki takunya tıkırtıları azala
azala kaybolur. Ocaktaki meşe kütüğü çatırtıyla yanar, duvarda kızıl
lekeler dolaşır. Dolunay ak gölgelerle ilişir ılık zemine. Uzaktan
uzağa ulumalar duyulur ve ıslık dilli bir rüzgâr…
Osman Gazi
ayağını uzatıp yatamaz. Zira odada Mushaf-ı Şerif vardır. Bir köşeye
bağdaş kurar, tesbihi ile baş başa kalır. Ama bir ara içi geçer,
Edebâlî Hazretlerinin göğsünden çıkan bir nurun kendini kuşattığını
görür. Sonra vücudu çınara döner. Dallanıp budaklanır ve çok büyür.
Yaprakları bulutlara varır, kökleri kıtaları tutar. Dağlar ovalar,
nehirler, şehirler… İnsanlar fevç fevç gelir gölgesine girerler.
Huzurlu ve neşelidirler.

TABİR
Osman gazi
rüyanın heyecanıyla gelir kendine. Avluda tıkırtılı takunyalar, su sesi
ve şıngırtılı ibrikler. Derken müezzinin yanık sesi odayı doldurur.
Mescide geçerler. Osman gazi rüyanın tesirindedir hâlâ. Ebdal Kumral
sorar. “Ne oldu sana?”
-Bir rüya gördüm hocam. Garip bir rüya!
-İyi ya, işte fırsat. Şeyhimize arzeyle.
-Hata etmeyiz değil mi?
-Söylediğin şeye bak.
Osman
Gazi, hani o meydanlara sığmayan yiğit Edebâlî Hazretleri’nin yanında
sesini çıkaramaz. Bırakın konuşmayı, nefes almaktan çekinir. Ama bu kez
derdini söylese gerektir. Mahçup mahçup rüyasını anlatır. Edebâlî
Hazretleri kısa bir tefekkürün ardından “Ey oğul. Sana müjdeler olsun!”
der, “Göğsümden çıkan nur kızımdır (Bâlâ hatun). Seni kuşatması
evleneceğinize işarettir. Ağaca gelince: Sen büyük bir devlet
kuracaksın. Evlatların adaletle hükmedecekler. Allah-ü teâlâ seni ve
neslini insanların İslâm’la şereflenmesine vesile edecek.
Ebdal Kumral heyecanlıdır. “Vallahi doğru söylüyorsun!” der, “Hızır Aleyhisselam’ın bildirdiği müjde bu olmalı!”

DURSUN FAKİH
Aradan
yıllar geçer. Anadolu’daki çalkantılara rağmen beylik büyümektedir.
Osman Gazi ihlâslıdır, gayretlidir ama o bir aşiret reisidir hâlâ. Hoş
dahasına da tâlip değildir. Zaman zaman şu beyliğin bile vebalinden
çekinir. Ama ûlema cihangirliğe teşvik eder. Gelir, gider devlet
fikrini işlerler ki, Dursun Fakih bunlardan biridir.
Dursun Fakih,
çok âlim görür, ilim meclislerinde bulunur. Ama gönül gözü Edebâlî
Hazretleri’nin dergâhında açılır. Onun akıllara durgunluk veren bir
hafızası vardır. Öyle ki bir kere okuduğunu alır ezberine.
O
yıllarda Moğollar tam bir belâdırlar. Nitekim Anadolu Selçuklularını
dağıtır, sultanı tutsak alırlar. İnsanlar korku içinde ve
kararsızdırlar. Şöyle tutunacak sağlam bir dal, sığınacak müşfik bir
gölge ararlar. Ortalık beyden geçilmez, ama ehilleri nerede?
BAĞIMSIZLIK İLANI
Dursun
Fakih, Osman Gaziye çıkar. “Beyim!” der, “Evet bu güne kadar Selçukluya
sadık kaldık, ama Selçuklu kalmadı artık. Siz ne derseniz deyin,
adınıza hutbe okuyacağım!”
-Adıma hutbe okumak mı? Hayır, Selçuklu’ya isyan edemem!
-Lütfen anlayın. Selçuklu diye bir şey yok gayri ve bundan böyle olmayacak!
-Bu büyük bir mesuliyet ama…
-Çok
sancı çektik. Şimdi yeni bir doğum lâzım. Bunu sizin için değil ümmeti
Muhammed için yapacağım. İnsanların ihtiyacı var bize. Sanırım vakit
geldi. Rüyayı hatırlasanıza.
Osman Bey hâlâ mütereddittir, ama
Dursun Fakih onu dinlemez. Bildiği gibi yapar, çıkar beyinin adına
hutbe okur. Ki bu hareketin tek adı vardır: “Bağımsızlık ilânı!”
Dursun
Fakih adı üstünde fakihtir. Bilinen ilk şeyhülislâm odur. Genç devletin
müesseselerini o kurar. Dahası sağlam temeller üstüne oturtur. Bu ne
temeldir ki bir imparatorluğu altı asır taşır.
Dikkat ederseniz
Osman Gazinin aklında bir devlet fikri yoktur. Onu buna hazırlayan,
inandıran, sürükleyen, gayretlendiren hep veliler olur. Hoş sultanlar,
onların gölgesinde ağırdırlar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.canmuhammed.ile.biz
 
Şeyh Edebâli
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FORUM ANA SAYFA :: «««««İslam Adına Herşey Burada»»»»» :: Büyük şahsiyetler-
Buraya geçin: