AnasayfaPortal*GaleriSSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Adını Kaybeden Çocuk Dehşetli bir dram

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
taz
Sitenin Onur Üyesi
Sitenin Onur Üyesi
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 1497
Yaş : 38
Kayıt tarihi : 18/04/08

MesajKonu: Adını Kaybeden Çocuk Dehşetli bir dram   Cuma Nis. 18, 2008 10:47 pm

27.02.2006
Bir tecavüz hikayesi

Adını Kaybeden Çocuk Dehşetli bir dram

Adana'da
iki yıl önce 9 yaşındaki bir erkek çocuğuna aralarında devlet
memurlarının da bulunduğu 25 kişinin tecavüz ettiği iddiasıyla açılan o
utanç davası, gazeteci Ahmet Altan'a ceza verilmesiyle tekrar gündeme
geldi. Altan, Adana Adli Tıp Kurumu'nun "fiili livata" yoktur raporuna
karşı İstanbul Adli Tıp Kurumu'nun "vardır" raporu vermesini ve
kimsenin bu iki rapor arasındaki tutarsızlığı soruşturmadığını yazdığı
için ceza aldı.

Davada en yeni ve daha da kafa karıştırıcı
gelişme ise İstanbul Adli Kurumu'nun geçtiğimiz kasım ayında verdiği
son rapor oldu: "G.S'nin 28.09.2005 tarihinde yapılan muayenede eski
bulguların hafifleyerek devam ettiğinin tespit edildiği, bu bulguların
ırza geçme, ırza geçmeye tasaddi gibi bir travmaya uğradığının delili
olabileceği gibi, küçükteki mevcut kabızlıktan da meydana gelebileceği,
bunlar arasında tıbben ayırım yapılamayacağı oy birliği ile ek mütalaa
olunur." Bu rapor davanın seyrini tamamen değiştirebilir gibi gözükse
de, davada iki yılda bir arpa boyu yol gidilmemesi ve iddiaların infial
uyandıracak türden olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ve asıl önemlisi yan
sayfada Ahmet Altan'ın Adını Kaybeden Çocuk başlıklı yazısının
"kahramanı" olan 11 yaşındaki G.S.'nin acısı nasıl dinecek, dramı nasıl
bitecek, kimse bunun peşinden koşmuyor...

Şu anda 11 yaşında
olan G.S.'nin davası iddialar ve savunmalarla aslında baştan aşağı bir
soru işareti. Her şeyi daha iyi anlayabilmek için olayların patlak
verdiği tarihe, Şubat 2003'e dönmek gerekiyor.

G.S'nin annesi
V.S. ve babası M.S., oğulları G.S.'nin okuluna giderler ve hizmetli
olarak çalışan S.S.'ye saldırırlar. Okulun müdürü olayın ne olduğunu
sorduğunda, anne V.S. hizmetli S.S.'nin, oğluna okulun tuvaletinde
defalarca tecavüz ettiğini iddia eder. Okul müdürü bu iddiaları polise
bildirmek yerine, S.S.'yi okuldan kovmakla yetinir. Ancak S.S.,
anne-babayı kendisini dövdükleri gerekçesiyle karakola şikayet eder.
İfadesine başvurulan anne, S.S'yi oğullarına tecavüz ettiği için
dövdüklerini anlatır. Anlattıkça başka iddialarda peşinden gelir.
Annenin iddialarına göre, G.S.'ye tecavüz edenler arasında komşuları
olan bir astsubay, polis, G.S.'nin öğretmenleri, iki mühendis komşu ve
G.S.'den birkaç yaş büyük mahalle arkadaşları da vardır.

Polis,
olayı derhal savcılığa bildirir ve G.S.'yi Adana Adli Tıp Kurumu'na
gönderilir. Ancak gelen raporda "Fiili livata bulgularına
rastlanmamaktadır" denir. Savcı bunu inandırıcı bulmadığı için, olay bu
kez İstanbul Adli Tıp Kurumu'na intikal eder.

Davaya esas
teşkil eden bilgiler işte bu raporla ortaya çıkar: "Dışarıdan içeriye
seyirli, 0.2x1 cm.'lik nedbe dokusu tespit edildiği, bu bulguların
küçüğün anal bölgeye yönelik ırza geçme, ırza geçmeye teşebbüs ya da
tasaddi gibi bir travmaya uğradığının delili olduğu oy birliği ile
mütalaa olunur."

İLK KEZ 6 YAŞINDA TECAVÜZE UĞRADI

Mağdur
G.S'nin ifadelerinde, ilk tecavüzün 9 yaşında değil de, 6 yaşında
gerçekleştiğini okuyunca insanın tüyleri diken diken oluyor: "Bir gün
arkadaşlarımla top oynarken su içmek için eve çıktım, ancak evde kimse
yoktu. Aşağı indim. A.Ö.'nün (mühendis komşu) evi hemen asansörün
yanında, benim ağzımı kapatıp içeriye çekti ve ırzıma geçti. Ben o
sırada anaokuluna gidiyordum. (G.S ifadede evin içini detaylı olarak da
tarif ediyor.) Sonra taşındı. Ben ilköğretim birinci sınıfa başladım,
okulun ikinci dönemiydi, A.Ö. okula geldi ve beni evine götürerek
tekrar ırzıma geçti. Başka bir arkadaşıyla bir gün tekrar geleceğini
söyledi, bu kez A.Ö ve A.Ç (başka bir mühendis) birlikte tekrar okula
geldiler beni aldılar ve yine ırzıma geçtiler. Daha sonra tanımadığım
bir başka arkadaşlarıyla beraber beni ormanlık alana götürüp tecavüz
ettiler. Üstüm kirlendiğinden temizlemek için suyla sildim ama daha
beter çamur oldum. Annem sorunca düştüğümü söyledim."

KAN DONDURAN İNANILMAZ İDDİALAR

G.S
asıl buradan sonraki ifadelerinde, insanın kanını donduran ve inanmak
istemeyeceği iddialarda bulunuyor. Bu durumdan hoşlanmaya başladığı
için sanık kırtasiyeci M.A.'ya kendisinin teklif götürdüğünü,
kırtasiyecinin de bunu hemen kabul ettiğini, daha sonra öğretmen
U.D.'ye de aynı teklifte bulunduğunu, onun da bunu kabul ettiğini hatta
kendisini başka öğretmenlere de götürdüğünü, böylece okuldaki bütün
erkek öğretmenlerin ve bir hizmetlinin değişik zamanlarda okulun
bahçesindeki tuvalette tecavüz ettiklerini iddia ediyor. Aynı şekilde
sanıklardan üst kat komşuları polise, karşı apartmanda oturan komşusu
astsubaya ve mahalledeki lahmacun salonu sahibine de teklifte
bulunduğunu, onların da bunu hemen kabul ettiğini söylüyor. Hatta
lahmacun salonu sahibi S.I. ile tanımadığı bir arkadaşının, daha sonra
arkadaşları ile top oynarken tekrar yanına geldiklerini ve okulun dış
tuvaletinde ikisinin de tekrar tecavüz ettiğini iddia ediyor.

ÜNİVERSİTE RAPORUNDA AKIL SAĞLIĞI YERİNDE

Bütün
bu inanılması güç iddialardan sonra, ister istemez insanın aklına küçük
G.S'nin akıl sağlığının yerinde ve gerçekleri değerlendirme yetisinde
bir bozukluk olup olmadığı sorusu geliyor. Ancak bu ihtimali de
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları
Anabilim Dalı'nın raporu çürütüyor: "Küçüğün akıl zayıflığının
bulunmadığı anlaşılmış ve gerçeği değerlendirme yetisinde bozukluk
olmadığı düşünülmüştür. Zorla veya rıza ile livata yoluyla ırza geçmek
fiilinin ahlaki açıdan kötülüğünü anlayamayacağı, faile veya fiile
karşı koymaya muktedir olmadığı ve travmayı başlatan etkenin küçüğün
uğradığı bir ya da birkaç cinsel istismar olduğu düşünülmektedir."

Peki
gerçekten bu kişilerden hepsinin bu teklifleri kabul etmesi mümkün mü?
Nitekim müdafi avukatları da aynı insiyakle mahkemeye şu soruyu
sormakta gecikmiyor: "Mağdurun çevresinde mesleği, yaşı, medeni halini
dikkate almadan ırzına geçmesini istedikleri tüm şahısların, küçüğün
ırzına geçmesi mümkün müdür? Bir kişinin dahi mağdurun teklifini kabul
etmeme ihtimali yok mudur?"

ÜÇÜNCÜ RAPOR: TECAVÜZ HEM VAR HEM YOK

Karşılıklı
iddialar sürerken, G.S.'nin annesinin söylediği bir söz müdafi
avukatlarının eline büyük bir koz verdi. "Oğlum yaklaşık 3 yıldır
kabızlık tedavisi görüyor ve laevolac isimli bir ilacı kullanıyor."

Bunu
duyan avukatlar hemen mahkeme aracılığıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu'na,
verdikleri "fiili livata vardır" raporu bulgularının kabızlık
neticesinde oluşmasının mümkün olup olmadığını sordu. Kasım 2005'te
Adli Tıp Kurumu'nun verdiği cevapta, G.S.'nin 28.09.2005 tarihinde
yapılan muayenesinde eski bulguların hafifleyerek devam ettiği ve
bulguların ırza geçmeye bağlı bir travmanın delili olabileceği gibi
kabızlığın da sebep olabileceği söyleniyordu.

Adli Tıp
Kurumu'nun bir önceki raporunu hatırlarsak, "Dışarıdan içeriye seyirli,
0.2x1cm.'lik nebde dokusu tespit edildiği ve bunun anal bölgeye yönelik
ırza geçme ya da teşebbüsünün delili olduğu" rapor edilmişti. Peki
şimdi aynı adli tıp acaba, kabızlığın "dışarıdan içeriye seyirli"
olabileceğine nasıl bir açıklama getirecek?

KİM MAĞDUR, KİM MASUM?

İki yıldır süren davada beş celse yapıldı, sonuncusu 28 Aralık'taydı.

Sanıkların
hiçbiri suçlamaları kabul etmedi. Kimisi G.S.'yi hiç tanımadığını
söyledi, kimisi mensubu olduğu yerden aldığı teşekkür ve takdirleri
sunarak öyle biri olmadığını kanıtlamaya çalıştı.

"Onlar
komşularım ama hiçbir sıcak ilişkim yok" diyen bir sanığın kız
kardeşinin nikahında G.S.'nin annesinin şahit olduğu ortaya çıktı.

25
kişilik bir mütecaviz listesi. Herkesten şüphelenen bir anne ve baba,
sanıklardan bir tek okulun hizmetlisi İ.F. için "O hariç hepsi bana
tecavüz etti" diyen bir çocuk. Kim suçlu, kim masum, kim mağdur?

KOD: ESRA

Anne
V.S. bir ifadesinde, bazı kişilerin sürekli "Esra'ların evi mi" diye
kendi evlerini aradıklarını, oğlunun bu telefonlardan sonra hemen aşağı
indiğini, olaylar meydana çıktıktan sonra da, bunun oğluyla tecavüz
edenler arasında bir şifre olduğunu anladığını söylüyor. Arayan
numarayı gösteren yeni bir telefon aldıklarında ise arayan kişinin
sanık R.T. olduğu ortaya çıkıyor. Telefonla rahatsız etmekten hakkında
dava açılan sanık R.T. bu davadan beraat etti. Mahkeme kayıtlarında
sanık R.T.'nin şehiriçi aramaları değil sadece şehirdışı aramaları
gözükmesine rağmen hakim beraat kararını verdi.

http://www.digimedya.com/Content/News/104314.aspx
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.canmuhammed.ile.biz
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: Adını Kaybeden Çocuk Dehşetli bir dram   C.tesi Nis. 19, 2008 9:43 am

SONUNA KADAR OKUYAMADIM NE KADAR İĞRENÇ BİR DURUM İNSANIN KANI DONUYOR GERÇEKTEN DE.. :(
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Adını Kaybeden Çocuk Dehşetli bir dram
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» BEBEK YİYEN ÇİNLİLER VE VAHŞET-DEHŞET GÖRÜNTÜLER...
» tarihi ipek yolu
» AİLE İLE İLGİLİ GÜZEL SÖZLER
» TIMETÜRK,Fatih i,Cocuk Katili YAPTI....
» PDD-NOS:Bu tanı çocuk belli bir teşhis alamadığı....

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
FORUM ANA SAYFA :: «««««Üyelere Özel»»»»» :: Serbest Kürsü-
Buraya geçin: